Covid-19 Ve Kar Kaybı Sözleşmesi


KORONAVİRÜS (COVID-19) KARŞISINDA SİGORTA MUKAVELELERİNDEKİ İŞ DURMASI/KAR KAYBI TEMİNATININ HUKUKİ DURUMU

Covid-19 Ve Kar Kaybı Sözleşmesi

Özet :İş durması ve aksaması hallerinde kar kaybı teminatı, rizikoları Yangın Sigortası Genel Şartları’nda düzenlenmiş ve bu rizikoların gerçekleşmesi halinde ilgili işletmenin ciro kaybı ile maliyet artışından kaynaklanacak hasarlarını tazmin etmeye yönelik bir teminattır. Covid-19’un neden olacağı iş durması ve aksaması hallerinde kar kaybı teminatının işleyip işlemeyeceği tartışmalıdır. Sigortacılık Kanunu ve TTK bir rizikonun poliçe kapsamında olup olmadığını ispat yükünü sigortacıya yüklemektedir. Yargıtay da yakın tarihli kararlarında bu durumu geniş yorumlamakta, açıkça kapsam dışı olmayan rizikoların poliçe kapsamında olduğunu kabul etmektedir. O halde, deprem, kargaşalık gibi hallerin dahi yangın sigortası teminatı içinde sayılabildiği hallerde, Yargıtay’ca mücbir sebep olarak kabul edilen salgın hastalık olayının da aynı teminat içinde sayılması kuvvetle muhtemeldir. Sigorta şirketlerinin bu yönde gelebilecek hasar taleplerine karşı çalışma grupları oluşturması önerilmektedir. Son olarak, sigorta şirketlerinin bu şekilde gelebilecek taleplere karşı ifa imkansızlığı veya uyarlama gibi hukuki metodlara başvuramayacağı görüşündeyiz.

 

Tüm dünyayı etkisi altına almış olan Koronavirüs (Covid-19) pek çok işletmede işlerin yavaşlaması veya durmasına ve dolayısı ile ciddi miktarlarda ciro ve kar kayıplarına neden olmaktadır. Bu çalışma ile genellikle işyeri poliçelerinde görmekte olduğumuz iş durması/kar kaybı teminatının, içinde bulunduğumuz süreç nedeniyle uğranan ve uğranacak zararları karşılayıp karşılamayacağı hususuna genel bir bakış sergilenmeye çalışılmıştır.

  1. İş Durması/Kar Kaybı Sigortası Nedir?

 

Bilindiği üzere ticari işletmeler için “İşyeri Sigorta Poliçeleri” kesilmekte ve bu poliçeler ile işyerinde meydana gelen birtakım hasarlar poliçe teminatı altına alınmaktadır. İlgili hasarların neler olduğu, hangi hallerde ek sözleşme ile teminat altına alınabileceği ve hangi durumların teminat dışı kaldığı “Yangın Sigortası Genel Şartları” ile düzenlenmektedir. Kar kaybı teminatı ise kural olarak Yangın Sigortası Genel Şartları’na tabi olmakla beraber ticaret hacmi ve teknik özelliği gereği ayrı olarak da tanımlanmış, ayrı bir genel şartların konusu dahi olmuştur[1].

Türkiye Sigorta Birliği’nce kar kaybı sigortası için yangın sigortası ile terditli gelen tanım şu şekildedir:

 

“Bir işletmede yangın ve diğer riskler sonucu meydana gelen maddi hasar, yangın poliçesi ile karşılanır. Ancak bu hasarın gerçekleşmesi nedeniyle işin durmasından doğacak kayıpları (ciro düşmesi, masraf artışı vb.) kâr kaybı sigortası karşılar.”

 

İlgili tanıma bakıldığında kar kaybının salt işletmenin karı olarak değil, yangın sigortası genel şartları ile teminat altına alınan bir hasarın gerçekleşmesi halinde işin durmasından doğan kayıpları da karşılayacak şekilde geniş anlamda kaleme alındığı görülmektedir. Diğer bir deyişle bu tanım uyarınca işin durması ve kar kaybını ayrı ayrı değerlendirme gereği bulunmamakta; salt kar kaybı başlığı ile işin durmasından kaynaklanan zararlar da kapsandığından bu çalışmada da sadece kar kaybı başlığı ile devam edilmektedir. Zaten işin durması tek başına bir zararı değil durumu nitelemekte, asıl zarar karın kaybı olmaktadır.

 

Yine Türkiye Sigorta Birliği’nce çizilen sınıra göre;

 

“Yangına bağlı kar kaybı sigortasında, hasarın meydana geldiği andan, ticari faaliyetin durma veya aksaması tamamen giderilerek normal faaliyete devam olunmasına kadar geçecek süre içinde ve poliçede belirtilen azami tazminat süresini aşmamak kaydıyla, meydana gelecek kar kaybı ödenir.”

 

Yangına Bağlı Kar Kaybı Sigortası Genel Şartları’ndaki tanım ise aşağıdaki şekildedir:

 

“Bu sigorta ile; bir ticari faaliyetin yürütülmesinde kullanılan taşınır ve taşınmaz değerlerde, bir yangın sigorta sözleşmesi kapsamında teminat altına alınan risklerin gerçekleşmesi ile ortaya çıkan hasar ve kayıplar sonucu, ticari faaliyetin kısmen veya tamamen durması veya aksaması nedeniyle oluşan kar kayıpları, sigortacı tarafından poliçede belirtilen sigorta bedeline kadar teminat altına alınmıştır.

 

 

Bu sigortanın uygulanmasında ticari faaliyet, kazanç sağlamak amacıyla yürütülen her tür faaliyet olarak; kar kaybı ise ticari faaliyetin durması ya da aksaması sonucunda, tazminat süresi içinde kalmak kaydıyla ciroda meydana gelen azalmadan ve bu azalmayı önlemeye yönelik işletme maliyetindeki artıştan kaynaklanan brüt kar kaybı olarak anlaşılır.”

 

Tanımdan kar kaybının temel olarak iki başlık altında toplandığı görülmektedir. Bunlar, Genel Şartlar’ın B.6. başlığı ile de sayıldığı üzere “Cirodaki Azalma Sonucu Meydana Gelen Brüt Kar Kaybı” ve “İşletme Maliyetindeki Artıştan Kaynaklanan Brüt Kar Kaybı”

dır.

 

Yukarıdaki tanımlara ve değerlendirmelere bakarak özet olarak kar kaybı sigortasının, bir ticari işletmenin faaliyetleri devam ederken yangın sigortası genel şartları ile teminat altına alınmış olan bir hasarın meydana gelmesi sonucu cirosundaki azalma ve işletme maliyetindeki artış sonucu uğradığı brüt kar kaybını teminat altına aldığını söylemek mümkündür. Hemen belirtmek gerekir ki öncelikle ticari bir faaliyetin varlığı zorunlu olup henüz inşaat halinde olan ve “İnşaat Sigortası Genel Şartları (Bütün Riskler)”na tabi bir poliçe ile koruma sağlanan durumlarda bu teminatın varlığından bahsedilemeyecektir. Zira bu genel şartların A.4./k bendi ile “İnşaatın gecikmesinden, kısmen veya tamamen durmasından, taahhüdün tamamlanamamasından, akdin feshinden veya cezai şartların uygulanmasından ileri gelen zararlar dahil kar kaybı ve estetik kusurlar gibi her türlü netice zararları” teminat dışı tutulmuştur.

 

Öte yandan TTK md. 1453 “…Rizikonun gerçekleşmesi sonucu doğan kazanç kaybı ile sigorta edilen malın ayıbından doğan hasarlar, aksine sözleşme yoksa, sigorta kapsamında değildir.” hükmünü amir olup elde edilen kazanca karın da dahil olduğu düşünüldüğünde “kar kaybı teminatı”nın TTK kapsamında istisnai bir teminat olduğunu söylemek mümkündür.

 

  1. Koronavirüs Özelinde Kar Kaybı İçin Riziko Nedir ve Poliçe Teminatında Mıdır?

 

Salgın hastalık ve bu kapsamda alınan tedbirlerin teminat dahilinde olup olmadığı hususunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Açık bir düzenleme bulunmayan hallerde TTK md. 1409/2’ye göre  “Sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir.” Benzer şekilde Sigortacılık Kanunu’nun 11/4.maddesi uyarınca da sigortacının açıkça düzenleme bulunmayan hallerdeki sorumluluğu ağırlaştırılmıştır :

 

“Sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış riskler açıkça belirtilir.  Belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılır .”

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/11-2477 E., 2019/306 K. sayılı ve 14.03.2019 tarihli güncel kararında açıkça teminatlar arasında sayılmayan bir hususun geniş yorumlanarak teminat dahilinde sayılması gerektiği; zira teminat dışında olduğunun özellikle belirtilmesi  gerektiği vurgulanmıştır:

 

“…Bu durumda paket turun hiç gerçekleştirilememiş olması hâlinin “Seyahat Yurtdışı Poliçesi Özel Koşulları Kitapçığı”nın 22. maddesinde belirtilen “veya acentenin kusuruyla gereği gibi yerine getirilememesi hâlinde” ifadesinin maddede sayılan üç hâlin dışında bağımsız bir teminat olduğunun ve bu ifadenin paket turun hiç gerçekleştirilememesi hâlini de teminat kapsamına aldığının kabulü gerekir. Zira söz konusu poliçede ayrıca teminat dışı hâller de belirtilmiş olup, paket turun hiç gerçekleştirilememesi hâli teminat dışı hâller arasında sayılmamıştır. TTK'nın 1409/2 maddesi gereğince; sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükü sigortacıya aittir. Bu durumda davalı sigorta şirketi rizikonun teminat kapsamı dışında kaldığını ispatlayamamıştır.

 

Hâl böyle olunca, yerel mahkemece paket turun hiç gerçekleştirilememiş olması hâlinin sigorta poliçesi teminatı kapsamında olduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.”

 

Yine Yargıtay 11. HD.’nin 2011/5996 E., 2013/7392 K. sayılı ve 16.04.2013 tarihli kararında;

 

“Öte yandan, aynı genel şartların 3. maddesinde de hangi hallerin sigorta teminatı kapsamı dışında kaldığı tek tek sayılmıştır. 5684 sayılı Kanunu'n sigorta sözleşmeleri başlıklı 11. maddesinde de açıkça vurgulandığı üzere, sigorta sözleşmelerinde kapsam dahiline alınmış olan riskler haricinde, kapsam dışı bırakılmış risklerin açıkça belirtilmesi gerekir. Aksi halde belirtilmemiş olan riskler teminat kapsamında sayılacaktır.”

          denilmek suretiyle bu hususun altı çizilmiştir.

Görüldüğü üzere salgın hastalık ve benzeri durumların açıkça teminat dışı sayılmadığı hallerin teminat kapsamında kabul edilmesi gerekecektir. Buradaki önemli bir ayrımın da sadece salgın hastalığın değil, salgın hastalık kapsamında alınan önlemlerin de teminat dışı tutulması gerekebileceğidir. Zira güncel olarak gördüğümüz üzere iş durması ve kar kaybına neden olan olay, her zaman salgın hastalığın kendisi değil, bu hastalığa yakalanmamak için alınan önlem (evde kalma gibi) de olabilecektir.

Teminatların açıkça sayılması hususunda Yangın Sigortası Genel Şartlarında belirtilen teminatlara[2]bakıldığında aşağıdaki hüküm görülmektedir :

 

“Yangının, yıldırımın, infilakın veya yangın ve infilak sonucu meydana gelen duman, buhar ve hararetin sigortalı mallarda doğrudan neden olacağı maddi zararlar, sigorta bedeline kadar temin olunmuştur.”

 

Uygulamada hemen hiçbir poliçe yalnızca bu rizikolar için kesilmemekte, yine genel şartlarda ek sözleşme ile teminat altına alınabilecek ilk 3 riziko olarak şunlara yer verilmektedir :

 

- Grev, lokavt, kargaşalık, halk hareketleri,

- Terör,

- Deprem ve Yanardağ Püskürmesi.

 

Belirli bir amaç için bir araya gelmiş insanların ortak hareketi ile oluşturdukları hareketler ya da oluş anı itibariyle hiçbir insan müdahalesi ihtiva etmeyen deprem gibi doğal afetler dahi teminat altında iken ve açıkça teminat dışı sayılmamışken, insanların hayati tehlike gözeterek ve en üst kamu otoritelerince verilen tavsiyeye[3] uyarak evde kalmaları sonucu işyerinin kar kaybına uğramasının, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda değinilen kararı da gözetildiğinde  teminat dışı kalması muhtemel görünmemektedir.

 

Zira Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1190 E., 2018/1259 K. sayılı ve 27.06.2018 tarihli kararında;

 

“Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır”.

 

denilmek suretiyle salgın hastalığın da mücbir sebep oluşturma bakımından deprem ve yangından bir farkı olmadığı açıkça vurgulanmıştır. Yangın Sigortası’nın, konusu itibariyle zaten çoğunlukla mücbir sebeplere teminat verdiği de gözetildiğinde Koronavirüs (COVID-19) nedeniyle kar kaybına uğramanın (özellikle salgın hastalıklar teminat dışı da bırakılmamışken) poliçe teminatına dahil hallerden biri olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Dolayısıyla sigorta şirketlerinin gelebilecek olası kar kaybı hasarı talepleri hakkında bir politika ve görüş oluşturmak için çalışma grupları oluşturmasını öneriyoruz.

 

Yangın Sigortası Genel Şartları’nın A.4.3. maddesnde teminat dışında kaldığı açıkça vurgulanan bir hal olarak “Kamu otoritesi tarafından sigortalı şeyler üzerinde yapılacak tasarruflar sebebiyle meydana gelen bütün zararlar”a bakıldığında ise İçişleri Bakanlığı’nca yayımlanan genelgeler ile  bar, birahane, kahvehane, kafeterya ve benzeri iş yerlerinin geçici süreliğine faaliyetlerine ara verdirildiği göz önüne alındığında genelge kapsamında kalıp da faaliyetlerine kamu otoritesince alınmış bir karar ile ara vermek zorunda kalan iş yerlerinin uğrayacakları zararı bu teminattan ilgili hüküm nedeniyle karşılayamayacağı öngörülmektedir.

 

Benzer şekilde Yangına Bağlı Kar Kaybı Sigortası Genel Şartları’nın A.4.3.maddesi uyarınca “sigortalının iflası veya işletmenin faaliyetine son verilmesinden sonra oluşan kâr kayıpları”nın da teminat dışı olduğu açıktır.

 

  1. Koronavirüs Nedeniyle Sigorta Sözleşmelerinin Sona Ermesi veya Uyarlanması Mümkün Mü?

 

Koronavirüs (Covid-19) nedeniyle uğranan kar kaybının sigorta şirketlerince karşılanması görüşü, sigorta şirketlerinin çok yüksek tazminatlar ödemesine, hatta ödeme güçlüğüne düşmelerine neden olabilecek boyutta olabilir. Bu durumda sigorta şirketlerinin yararlanabileceği bir hukuki kurum mevcut mudur?

 

Salgın hastalığın kural olarak mücbir sebep kabul edileceği açıktır. Ortaya çıkışı ve etkileri bakımından şu an için bilinen bir kusur sorumlusu bulunmamaktadır. Ancak bu durumun sigorta sözleşmeleri bakımından borcun ifasını imkansızlaştıran bir niteliği bulunmadığını kabul etmek gerekir. Sigorta sözleşmesinin tarafı olan sigorta şirketleri zaten bu sözleşmeler ile böyle bir riski üstlenmekte; diğer bir deyişle olağan koşullarda mücbir sebep ve benzeri sayılan haller için risk alarak poliçe tanzim edilmekte; riskin gerçekleşmemesi halinde poliçe süresince o riski taşıdığı için prim almakta; riskin gerçekleşmesi halinde de sağladığı teminatı zarara uğrayana ödemektedir. Nasıl ki deprem teminatı verilmesi halinde son yıllarda olan ve olması muhtemel depremler araştırılmakta; buna rağmen hiç beklenmeyen bir deprem olabilmekte ise salgın hastalık durumunda da bilinen gribal enfeksiyonlar için risk düzeyi araştırılabilse de öngörülemeyen bir virüs tipi ve etkisi görülebilmektedir. Diğer bir deyişle sigorta sözleşmesinin tarafı olan sigorta şirketi zaten poliçeyi bu riski üstlenmek üzere tanzim etmektedir. Bu durumda salgın hastalık nedeniyle ifanın imkansızlaştığından söz edilmesi mümkün değildir.

 

Aynı şekilde sigorta sözleşmesinin uyarlanması ihtimalinden de bahsetmek mümkün görünmemektedir. Zira bunun için sigorta şirketinin aşırı ifa güçlüğü içinde olması gerekmekte, öngörülmeyen bu olağanüstü halin de sigorta şirketinin ediminin ifasını dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecek derecede zorlaştırması gerekmektedir. Oysa sigorta şirketleri zaten bu riski üstlenmek üzere poliçe tanzim etmekte; yapmış olduğu risk değerlendirmesine göre prim tahakkuk ettirmektedir. Şahısların genellikle üzerinde herhangi bir değişiklik dahi yapamadığı poliçeleri sigorta şirketinin yanlış risk değerlendirmesi ile tanzim etmiş olması, yani riski bilmemesi ihtimal dahilinde değildir. Kaldı ki bu salgın yekün olarak sigorta şirketlerini aşırı ifa güçlüğü içine düşürecek boyutta olsa dahi bu genel bakışın tek tek her poliçeye indirgenmesi doğru değildir. Her poliçe kendi şartları için de değerlendirildiğinde bir kişi veya kurum karşısında sigorta şirketinin aşırı ifa güçlüğü içinde olması da hayatın olağan akışına aykırı kabul edilmelidir. Dolayısıyla, sigorta şirketlerinin olası kar kaybı taleplerinden mücbir sebep veya uyarlama hükümlerine dayanarak ifadan kaçmalarının zor olacağı görüşündeyiz.

 

Sonuç : Çalışmamızda detayları ile izah ettiğimiz üzere koronavirüs (covid-19) nedeniyle iş durduran ve kar kaybına uğrayan ticari işletmelerin işyeri poliçelerinde bulunan “kar kaybı” teminatından tazminat talep edebileceklerini ve “salgın hastalık ve bu kapsamda alınan tedbirler” teminat harici tutulmadıkça sigorta şirketlerinin bu teminattan ödeme yapmak durumunda kalacağını öngörmekte; bu nedenle sigorta şirketlerinin hem gerekli finansal önlemleri almalarını hem de bu konuda uzman hasar ve hukukçulardan oluşan çalışma gruplarını hazırlamalarını tavsiye etmekteyiz.

 

 

 

 

Daha fazla bilgi ve sorularınız için:,

Sera Zeynep Yalçın (zgocer@yavuz-uyanik.av.tr)
Mehmet Selim Yavuz (syavuz@yavuz-uyanik.av.tr)

[1] https://www.tsb.org.tr/yangina-bagli-kar-kaybi-sigortasi-genel-sartlari.aspx?pageID=525

[2] Yangın Sigortası, zarar sigortalarından mal sigortasının tipik bir örneğidir. Buna göre verilen teminatların çalışması için salt poliçede yazılı olayın vuku bulması yeterli olmayıp kural olarak bunun bir zarara neden olması aranmaktadır. Örneğin yıldırım olayının gerçekleşmesi yeterli olmayıp yıldırımın bir zarar vermesi gerekmektedir. Bu bağlamda bakıldığında kar kaybı teminatının ayrık bir durumu olduğunu, zaten doğası gereği doğrudan zarar oluşturduğunu (karın kaybının zararın kendisi olduğunu) söylemek mümkündür.

 

[3] Türkiye’de bugün itibariyle ilan edilmiş bir sokağa çıkma yasağı bulunmamakta; İçişleri Bakanlığı’nca yayımlanan genelgeler ile belirli işyerlerinin kapalı tutulması gibi bir takım spesifik önlemler alınmaktadır. Bu nedenle genelge kapsamında olmayan işyerleri için iş durdurma, evde kalmanın sadece bir tavsiye niteliğinde olduğunu söylemek mümkündür.