Sağlık Hakkının Hekim Hakları ve Sağlıkta Şiddet Suçu Açısından Değerlendirilmesi


Sağlık Hakkının Hekim Hakları ve Sağlıkta Şiddet Suçu Açısından Değerlendirilmesi

Sağlık Hakkının Hekim Hakları ve Sağlıkta Şiddet Suçu Açısından Değerlendirilmesi

 

*Av. Ebru Tütüncüler

 

 

“Sağlık Hakkı”, fizyolojik, sosyal ve ruhsal olarak tam bir iyilik hali içinde olma imkanlarından faydalanmayı ve yararlanmayı isteme hakkı olarak tanımlanabilir. Sağlık Hakkı Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerinde yer alan yaşama hakkı ile bağlantılı olarak savunulan haklardan biridir. Sağlık hakkını sağlamakla yükümlü olan devlet, Anayasa’nın 56. maddesinin devamında “devlet, bu görevini kamu ve özel kesimdeki sağlık ve sosyal kurumlardan yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.” diyerek kamu kuruluşları ve özel hastanelerle sağlanabilecek sağlık hizmetini yerine getirme yükümlülüğünü bu kurumlarda yer alan sağlık çalışanları ile gerçekleştirmektedir.

         1928 yılında Resmi Gazete yayınlanan ve hala yürürlükte olan Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile kişilerin sağlığına müdahale edecek kişilerin kimler olabileceği ve uygulayacakları yöntemler düzenlenmektedir. Bu Kanun ile kişilerin sağlığına müdahale edebilecek kişilerin işlerini icra etmeleri için gereken ve aranan şartlar, belirli bir çerçeve içerisinde açıklanmıştır. Bu Kanunun yanı sıra sağlık çalışanları içerisinde en ön safta rol alan hekimler, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ile insan sağlığına ve hayatına karşı gereken tüm özeni göstermekle yükümlü kılınmış olup; aynı zamanda hakları da bu Nizamname ile düzenlenmiştir.  

         Günümüzde, hastaların hak arama özgürlükleri kapsamında doğan sağlık hukuku davalarıyla birlikte hekime yüklenen sorumluluk artmış, her koşulda hekimin hastasına müdahale etmesi gerektiği beklentisi oluşmuştur. Ne var ki sağlık hizmeti hem devlet tarafından hem de hastaneler ve bünyesinde çalıştırdığı sağlık çalışanlarının birlikte hareket etmesiyle hastaya sağlanmalıdır. Bu noktada sağlık hizmetlerinin uygulanması konusunda tek sorumluluk hekimin üzerinde olmadığından; aksayan sağlık hizmetleri konusunda çözüm için de yalnızca hekimin sorumluluğuna gidilmesi yolu olmamalıdır. Ancak bazı koşullarda hekim hakları gerektiği ölçüde gözetilmeyerek sorumlulukların hekimler üzerinde bırakıldığı görülmektedir. Hekimlerin de öncelikle herkes gibi sağlık hakkı ve güvenlik hakkı bulunmaktadır. Bir hekimin hastasına gerekli tedaviyi uygulaması ve faydalı olması içinse öncelikle bu haklar kapsamında korunması gerekmektedir.

         Hekimlerin sağlık hakkı ve güvenlik hakkının yanında; istediği tedavi yöntemini uygulama özgürlüğü, ücret isteme hakkı, hasta seçme hakkı, hastaya iyileştirme umudu vermeme hakkı, mesleki dayanışma hakkı ve konsültasyon talep etme hakkı, mesleğini geliştirmek için sağlanacak eğitim hakkı ve hekimliğini uygulayabilmek için gerekli ortamı isteme hakkı gibi hakları da bulunmaktadır. Hekimlerin ülkemizde bulunduğu şartlar düşünüldüğünde, gittikçe artmakta olan hekime yönelik şiddet vakaları, hekimlerin hak ve özgürlüklerini sınırlamakta ve mesleğin icrasını önemli ölçüde zorlaştırmaktadır. Zira bir hekimin hastalarına verimli olabilmesi için ayırması gereken zaman dilimi ve hasta sayısı orantılı değilken, hekimin günlük muayene edebileceğinden fazla hasta ile çalıştırılması, başta hekimler olmak üzere tüm sağlık meslek çalışanları açısından en zorlayıcı durumlardan biridir. Hekimlerin çalıştıkları kurumda sağlıklarını tehlikeye atacak tek durumun mikroorganizmalar, çeşitli kimyasal maddeler veya radyasyon olması gerekirken, şiddete başvuran insan faktörü ile uğraşılması, yaşanan en büyük hak ihlallerinden birini oluşturmaktadır.

         Güvenli ve sağlıklı çalışma ortamı, çalışanlar için bir hak olmanın yanı sıra bir kamu hizmeti olarak sunulan sürekli sağlık hizmetinin ve hasta haklarının da gereğidir. Bu noktada 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na getirilen ek madde 12 ile “kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan sağlık personeli ile yardımcı sağlık personeline karşı görevleri sebebiyle işlenen suçlar 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer alan kasten yaralama, tehdit, hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarında; ilgili maddelere göre tayin edilecek cezaların yarı oranında artırılması ve Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenen hapis cezasının ertelenmesi hükümlerinin uygulanmayacak olması” üzerine hüküm altına alınarak sağlıkta şiddetin önlenmesi için gereken ilk adım atılmıştır.

         Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) tarafından 2021 yılının Ocak ayında yayınlanan Sağlıkta Şiddet Raporu ile kamuoyuna ve medyaya yansıyan olaylar incelenmiştir. Buna göre, Ocak ayı boyunca sağlık kuruluşlarında 13 şiddet olayı yaşandığı açıklanmış, 13 olayın 10’unun hem sözlü hem fiili, 2’sinin sözlü, 1’inin ise taciz şeklinde yaşandığı bilgisi paylaşılmıştır. Sağlık-Sen’in yayınladığı bu raporda aynı zamanda 2020 yılının Temmuz-Aralık ayına dair kamuoyuna yansıyan 117 şiddet olayının meydana geldiği bildirilmiştir. Buna göre 361 saldırganın yer aldığı bu olaylarda 231 sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığı kaydedilmiştir.

         Bu kapsamda içinde bulunduğumuz toplumsal koşullar yönünden, Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile getirilen ek madde hala yeterli olmasa da öncelikli olarak şiddete karşı durulması gerektiği bilincinin topluma kazandırılması gerekmektedir. Buna paralel olarak ise ilgili hükümlerin uygulanmasında kararlı ve istikrarlı olunması, hekim hakları ile tüm sağlık çalışanlarının hak ettiği değeri görmesini sağlamakta en önemli adımlardan biri olacaktır.

 

*Yavuz&Uyanık&Akalın Hukuk Bürosu, Avukat

Haberler & Makaleler