Trafik Sigortası Genel Şartlarının Kısmen İptaline Dair Anayasa Mahkemesi Kararı'nın Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi


Trafik Sigortası Genel Şartlarının Kısmen İptaline Dair Anayasa Mahkemesi Kararı'nın Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi

Trafik Sigortası Genel Şartlarının Kısmen İptaline Dair Anayasa Mahkemesi Kararı'nın Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi

 

*Av Ahmet Omaç

 

Anayasa Mahkemesinin 09.10.2020 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E. 2020/40 K. sayılı kararı uyarınca 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’ndaki Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’na atıfta bulunulan ibarelerin iptaline hükmedilmiştir. Söz konusu iptal kararı doğrultusunda motorlu taşıtların işletilmesi sırasında üçüncü kişiler nezdinde doğan zararların belirlenmesine yönelik usul ve esaslara ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan genel hüküm niteliğindeki normların esas alınması gerektiği, idari işlem niteliğindeki Genel Şartlar ile tazminat kapsamının belirlenmesine yönelik düzenlemeler yapılamayacağı yönünde görüş ortaya konulmuştur.

Anayasa Mahkemesi iptal kararının akabinde, işbu kararın tatbik edileceği dosyalar bağlamında birtakım görüş ayrılıkları gündeme gelmiştir. Nitekim, Anayasamızın 153. maddesinin 5. fıkrası’nda; “İptal kararları geriye yürümez.” denilmekte ise de, doktrinde işbu normun lafzi olarak yorumlanmaması gerektiği belirtilerek iptal kararlarının geriye yürümeyeceğine ilişkin görüşler ortaya konulmakta ve bu husustaki tartışmalar uzunca zamandır süregelmektedir. Bu görüş ayrılığı, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen 17.07.2020 tarihli İptal Kararı sonrasında yeniden gündeme gelmiş olup, kararın derdest dosyalara etki edip etmeyeceği noktasında ihtilaflara yol açmıştır.

Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi Kararına dayanılarak yerel mahkeme ilamına karşı istinaf başvurusunda bulunulan bazı uyuşmazlıklarda Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından önemli kararlar kaleme alınmıştır. Bahsi geçen kararlardan bir tanesi de Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından verilen 12.11.2020 tarihli ve 2020/870 E. 2020/1058 K. sayılı karardır.

Yazımızda, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen İptal Kararının derdest dosyalara etkisi, Konya Bölge Adliye Mahkemesi İçtihadı ekseninde ele alınarak değerlendirilecektir.

Değerlendirmemizde ele alınan karara konu uyuşmazlık 2018 tarihinde meydana gelen ve davacının içerisinde yolcu olarak bulunduğu motorlu taşıtın karışmış olduğu trafik kazası neticesinde ağır şekilde yaralanması ve vücudunda kalıcı araz meydana gelmesi nedeniyle doğan maddi zararının tazmini talebine ilişkindir. Davacı şahıs tarafından, kaza tarihini kapsayacak şekilde Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Poliçesi çerçevesinde kazaya karışan aracın teminat altında bulunduğundan bahisle daimi ve geçici iş göremezlik tazminatı talebiyle sigorta şirketi aleyhinde ikame olunan davada, ilk derece mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı sigorta şirketi vekili, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın “Kapsama Giren Teminat Türleri” başlıklı A.5. bölümünün (b) bendinde geçici iş göremezlik nedeniyle doğan maddi zararların ZMMS poliçesi teminatı kapsamında bulunmadığının açıkça belirtilmiş olması sebebiyle ilgili karara karşı istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesinde, istinaf sebeplerinden bağımsız olarak, davacı taraf istinaf talebinde bulunmamasına rağmen konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi tarafından verilen İptal Kararı re’sen nazara alınmıştır.

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi kararlarının derdest dosyalara etkisi ile usuli kazanılmış haklar yönünden doğuracağı sonuçlar bakımında Konya BAM 3. Hukuk Dairesi Kararında şu şekilde görüş belirtilmiştir;

“Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.”

Kararda her ne kadar Anayasa’nın 153. maddesinin lafza bağla kalınarak yorumlanmaması gerektiği belirtilmişse de, hükmün açık ve net oluşu nedeniyle lafzi yorum metodunun kullanılması yerinde olacaktır. Karardan yapılan alıntının ilk cümlesinde de belirtildiği üzere, iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kazanılmış hakları korumak maksadıyla düzenlenmiş olup, iptal kararlarının usuli kazanılmış hakların istinasını teşkil ettiğini savunmak hukuk güvenliği ve öngörülebilirliğine halel getirecektir. Özellikle sigorta sektöründeki bedeni hasarlar kaynaklı ikame edilmiş derdest dava hacmi dikkate alındığında, iptal kararının derdest dosyalar yönünden sonuç doğuracağının kabul edilmesi halinde bütçesel planlamalar bağlamında tacir sıfatına haiz her sigorta şirketinin beklenmedik bir mali yükle karşı karşıya kalacağı ve işbu durumun hukuk güvenliği prensibine tamamıyla aykırılık teşkil edeceği aşikardır.

Bununla birlikte uygulamada, Konya Bölge Adliye Mahkemesi Kararında belirtilen görüşe zıt ve yukarıda ifade etmiş olduğumuz görüşümüze paralel nitelikte İstinaf Mahkemesi kararlarına da rastlanmaktadır.

 

Örnek verilecek olursa, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından verilen 2019/2242 E. 2020/1355 K., 2019/2263 E. 2020/1360 K. ve 2019/2233 E. 2020/1353 K. sayılı kararlarda Anayasa’nın 153. Maddesi’nde yer alan hükmün son derece açık olduğu ve ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI’NIN GERİYE ETKİLİ SONUÇ DOĞURAMAYACAĞI net bir şekilde ifade edilmiştir.

Sonuç olarak, değerlendirmemize konu kararda belirtilen görüşün usule aykırı olduğu yönündeki değerlendirmemizle birlikte, İptal Kararı’nın geriye yürütülmesinin hukuka olan güveni zedeleyeceğinin ve Türk Hukuku’na tabi tacirleri büyük bir açmaza sürükleyeceğinin altını çizeriz. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 E., 2020/40 K. sayılı Kararı’nın, kararın yayın tarihinden sonra ikame edilecek davalar ile kararın yayın tarihinde davanın tarafları bakımından usuli kazanılmış hakkın söz konusu olmadığı dosyalarda sonuç doğurması gerektiği kanaatindeyiz.

 

 

*Yavuz&Uyanık&Akalın Hukuk Bürosu, Avukat

 

Haberler & Makaleler