Trafik Sigortası Genel Şartlarının Kısmen İptaline Dair Anayasa Mahkemesi Kararı'nın Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi


Trafik Sigortası Genel Şartlarının Kısmen İptaline Dair Anayasa Mahkemesi Kararı'nın Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi

Trafik Sigortası Genel Şartlarının Kısmen İptaline Dair Anayasa Mahkemesi Kararı'nın Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Değerlendirilmesi

 

*Av. Yağmur Balduğ

 

 

Karayolları Trafik Kanunu’na (“KTK”) 14.04.2016 tarih ve 6704 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatın belirlenmesinde KTK’da düzenlemeyen hususlar açısından öncelikli olarak Genel Şartların, şartlarda hüküm bulunmadığı hallerde Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) uygulanacağı düzenlenmişti (KTK m. 90). Böylece 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe konan Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’na yeknesak ve öngörülebilir bir uygulama alanı kazandırılmıştır. Zira yargı uygulamasında sigortacıların sorumluluğuna ilişkin olarak içtihat farklılıkları bulunduğu gibi bu sigorta kapsamındaki sigortacıların tazminat hukukuna ilişkin temel ilkelerle bağdaşmayan kararlar da verilmekteydi[1].

KTK’da yapılan bu değişikliğe ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi nezdinde itiraz yoluyla açılan iptal davasında yüksek Mahkeme 17.07.2020 tarih ve 40/40 sayılı kararında, özetle Genel Şartların idari işlem niteliğinde olduğu, bu nedenle TBK hükümlerinin esas alınması gerektiği, tazminatın belirlenmesinde idari işlemlerin dikkate alınamayacağı gerekçeleriyle iptal istemini kabul etmiştir. Söz konusu karar, hukuki açıdan sorgulanmaya açıktır. Özellikle özel hukukta tazminatın belirlenmesinin münhasıran kanun tarafından düzenlenebilen bir alan teşkil ettiğini tereddütsüz kabul etmek güç olduğu gibi müteselsil sorumluların (işleten ve sigorta şirketi gibi) sorumlu oldukları tutarın farklı olabileceği gibi temel bir özel ilke de göz ardı edilmiştir. Bununla birlikte iptal kararı hukuk düzenimizde sonuçlarını doğurduğu için bu hususta daha fazla bir değerlendirme yapmaya gerek kalmamaktadır. Fakat kararın mevcut ve müstakbel uyuşmazlıklar bakımından etkisi değerlendirilmeyi hak etmektedir.

Bu bağlamda yapılması gereken ilk tespitte Anayasa Mahkemesi kararlarının Anayasa m. 153/f. 6 hükmü uyarınca geriye yürümediğinden hareket edilmek gerekir. Her kanun usulüne uygun şekilde Resmî Gazete’de yayınlanmakla kanun niteliğini kazanır ve bütün muhataplarını bağlar. Hukuk güvenliği ve istikrar gereği Anayasa’nın açık hükmüyle bir kanun hükmünün iptal edilmesi halinde dahi kanun gücünü iptal kararının hükümlerini doğurduğu tarihe dek koruyacağı açıkça kabul edilmiştir. Buna göre, KTK m. 90 hükmü iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihe dek gerçeklemiş KTK kapsamına giren ve sigortacının ZMSS sorumluluğunu ilgilendiren uyuşmazlıklarda uygulanacaktır. Zararın ve tazminatın belirlenmesi maddi hukuk meselesi teşkil ettiğinden, borç/sorumluluk doğuran olguların gerçekleştiği andaki normlar o andaki içerikleriyle uygulanır. Bu durumda, ileriye etkinin gerçekleştiği anı belirleyebilmek için Anayasa Mahkeme’sinin kararlarının ne zaman sonuçlarını doğurduğunu saptamak gerekir. Anayasa m. 153/f. 1 hükmünde de düzenlendiği üzere Anayasa mahkemesinin iptal kararı ancak gerekçesiyle Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla, iptal kararı yürürlüğe girer (30.03.2011 tarih ve 6216 sayılı Kanun m. 66/f. 2 ve 3). Bu itibarla Genel Şartlar, KTK m. 90 hükmü gereğince iptal kararının Resmi Gazete’de (S. 31269) yayınladığı 09.10.2020 tarihine kadar gerçekleşmiş bütün uyuşmazlıklarda uygulanmak gerekecektir.

Samsun Bölge Adliyesi 5. Hukuk Dairesi 23.12.2020 tarihli ve 2020/967 E. 2020/2143 K. sayılı kararında destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin ve 24.10.2016 tarihinde gerçeklemiş KTK’ya tâbi bir uyuşmazlıkta Anayasa Mahkemesi kararının destek zararının hesaplanması bakımından değerlendirildiği görülmektedir. Yukarıda izah edildiği üzere, zararın ve tazminatın belirlenmesi maddi hukuku ilgilendirdiği, zararın doğduğu an esas alındığı ve iptal kararının ileriye etkili olduğu için olay tarihindeki mevzuatın uygulanması gerektiğinde tereddüt yoktur. Karar, bu açıdan eleştiriye açıktır. Buna karşılık Mahkeme’nin gerekçeleri iptal kararının yürürlüğe girdiği tarihten sonraki uyuşmazlıklar bakımından ortaya çıkacak hukukî durumu ortaya koymak bakımından önemlidir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararına göre, Genel Şartlar Türk Ticaret Kanunu m. 1425/f. 1, KTK m. 93 ve Sigortacılık Kanunu m. 11/f. 1 hükümlerinde yasal dayanağını bulur, KTK m. 90 hükmüne ilişkin olarak verilen iptal kararı Genel Şartların hukuken ortadan kaldırılması anlamına gelmez, tazminatın belirlenmesinde Genel Şartların uygulanması yasama yetkisinin devredildiği gibi bir sonuç doğurmaz. Bu durumda Mahkeme, zararın ve tazminatın belirlenmesinde iptal kararından bağımsız surette Genel Şartların nazara alınabileceğini kabul etmektedir.

Gerçekten, Genel Şartlar idari işlem olarak kabul edildikleri ve geçerli şekilde yürürlükte kaldıkları ölçüde birer hukuk normu olarak yargılamada sigortacıların sorumluluklarının belirlenmesi açısından bağlayıcı niteliklerini korurlar. Mahkeme kararında da işaret edildiği üzere Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı Genel Şartların hukuki varlık ve niteliklerine halel getirmez. Öte yandan vurgulamak gerekir ki Genel Şartlar içerikleri itibarıyla TBK’ya aykırı hükümler ihtiva etmemektedir. Kaldı ki idari işlem olarak hukuka uygunluk karinesinden istifade edecek Genel Şartların –yetkili idari yargı organınca iptal edilene kadar- bütün yasal mevzuata uygun olduğunu kabul etmek mecburidir.

Genel Şartların sigortacının sorumluluğunda dikkate alınmasını gerektiren bir diğer husus da, sigorta sözleşmesinin sigortacı ve sigorta ettiren arasında kurulmasıyla genel ve özel şartların sigorta sözleşmesinin akdi birer unsuru haline gelmeleridir. Sorumluluk sigortaları, zarar sigortalarına ilişkin genel esaslara tâbi olmaya devam eder. Sigortacı, sigorta ettirene karşı aralarındaki poliçe hükümleri uyarınca ve onunla sınırlı olarak sorumlu ve üçüncü kişiler de sigortacıya söz konusu poliçe aracılığı ile doğrudan talepte bulunabilmektedir. Başka bir deyişle sigortacı, KTK kapsamında işletenden bağımsız ve ayrı bir sorumluluk sahibi değildir.  Emredici bir kanun hükmüne aykırı olmadığı sürece, sigortacı ve sigorta ettiren arasındaki zararın ve sorumluluğun sınırları ile kapsamına ilişkin hükümler üçüncü şahısları da bağlayıcı nitelikte kalmalıdır. KTK kapsamında kalmakla birlikte, ZMSS kapsamında geçerli olarak karşılanmayan bir sorumluluk söz konusu oldukça işletene gidilmesi gerekir. Bu çerçevede Bölge Adliye Mahkeme’si kararının, iptal kararından sonra gerçekleşen uyuşmazlıklar bakımından gerekçe itibarıyla emsal oluşturması gerektiği söylenebilir.

 

[1] E. Yağmur Balduğ, Destekten Yoksun Kalma Tazminatı ve Tazminatın Belirlenmesinde Müterafik Kusur, Terazi Hukuk Dergisi, Cilt:15, Sayı:166, s.1254.

 

*Yavuz&Uyanık&Akalın Hukuk Bürosu, Avukat

 

 

Haberler & Makaleler