28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü

 

*Av. Ahmet Ateş

 

Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından alınan bir karar ile meslek hastalıkları ve iş kazalarının önlenmesi amacıyla, 2003 yılından bu yana her yıl farklı bir tema ile 28 Nisan’da kutlanmaktadır.

ILO tarafından bu yıl, 28 Nisan İş Sağlığı ve Güvenliği gününün teması ‘’Krizleri öngörün, hazırlanın ve bunlara müdahale edin – Dayanıklı İş Sağlığı ve Güvenliği sistemlerine yatırım yapın - Anticipate, prepare and respond to crises – invest now in resilient occupational safety and health systems olarak belirlendi.

Küresel çapta İş Güvenliği ve Sağlığı kapsamında yapılan çalışmaların öznesi olarak ilk sırada,  1919 yılında faaliyetine başlayan ve 1946 yılında Birleşmiş Milletler ile imzaladığı anlaşma ile kapsamını genişleten Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gelmektedir.

ILO her ne kadar Birinci Dünya Savaşı’na son veren Versay Anlaşması kapsamında 1919 yılında kurulmuş olsa da örgütün temeli,  1901 yılında Basel’de kurulan Uluslararası İş Mevzuatı Derneği’nde yapılan müzakerelere yani sanayileşmenin çalışma hayatı ve sosyal hayata olumsuz etkilerine karşı alınabilecek önleyici tedbir çalışmalarına dayanmaktadır.

Nitekim ILO Anayasasının ‘’Başlangıç’’ bölümünde, ILO’nun kuruluş ilke ve amaçları keskin ve net ifadelerle ortaya konulmuştur. Şöyle ki;

‘’  Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olması nedeniyle;

Çok sayıda insan için, adaletsizliğin, sefaletin ve yoksulluğun bulunduğu çalışma koşullarının varlığı ve bunun dünya barışı ve ahengini tehlikeye düşürecek bir hoşnutsuzluğa yol açtığı ve bu koşulların örneğin günlük ve haftalık maksimum çalışma saatlerinin düzenlenmesi, işçilerin işe alınması, işsizliğe karşı mücadele, yeterli yaşam koşullarını sağlayacak bir ücretin güvence altına alınması, işçilerin genel ve mesleki hastalıklara ve iş sırasında meydana gelen kazalara karşı korunması, çocukların, gençlerin ve kadınların korunması, yaşlılık ve maluliyet aylıklarının bağlanması, eşit işe eşit ücret ilkesinin tanınması, sendikal özgürlük ilkesinin sağlanması, teknik ve mesleki eğitimin düzenlenmesi ve benzer diğer önlemler bakımından bu koşulları iyileştirmenin acilen gerekliliği nedeniyle…’’

denilmek suretiyle günümüzde halen geçerliliğini koruyan İş Güvenliği ve Sağlığı standart ve ilkeleri, 1919 yılında bir amaç olarak belirlenmiştir ve uluslar, halen işbu standartlara ulaşabilmek adına önemli ölçüde çaba sarf etmektedir.

Bu kapsamda ILO’nun temel amacı, asgari ve evrensel standartlar belirlenmesi suretiyle üye ülkelerdeki çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesidir. Bu standartlar uluslararası çalışma sözleşmeleri ve tavsiye kararları şeklinde oluşmaktadır. ILO’nun kuruluşundan günümüze (2019) 189 Sözleşme ve 205 Tavsiye Kararı kabul edilmiştir. Sözleşmeler, usulünce onaylanması halinde onaylayan ülke için bağlayıcı hale gelmektedir.


Ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliği bakımından yapılan çalışmalar ise Osmanlı Dönemi’ne kadar uzanmaktadır. İlk olarak, kömür ocaklarındaki çalışma koşullarının ağırlığı ve çok sayıda işçinin akciğer hastalıklarına yakalanarak üretimin düşmesi sebebiyle 1865 yılında Madeni Hümayun Nazırı Dilaver Paşa tarafından 100 madden oluşan Dilaver Paşa Nizamnamesi adıyla bir tüzük hazırlanmıştır.

İş Sağlığı ve Güvenliği bakımından ilk yasal belge niteliği taşıyan işbu tüzüğü takiben, ikinci önemli yasal belge konumundaki Maadin Nizamnamesi 1869 yılında hazırlansa da herhangi bir şekilde işverenler tarafından uygulama alanı bulamamıştır. Osmanlı Dönemi’nde çıkarılan birçok tüzük, Maadin Nizamnamesi’nin kaderini paylaşarak çalışma ve sosyal hayata önemli bir etkide bulunamamıştır.

Uygulamaya konulamayan bu tüzüklerden sonraki somut adım da 1908 yılında sendikaların kurulmaya izin verilmesi olmuş ancak sendikalar da somut herhangi bir ilerleme sağlayamamıştır. Ülkemizde sanayileşmenin yavaş ilerlemesi, bu alanda yapılan çalışmaları da geciktirmiştir ve iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin standartların oluşturulmasına yönelik çalışmalar da bu kapsamda sanayideki kalkınmaya paralel olarak zamanla ağırlık kazanmıştır.

Türkiye, ILO’ya 1932 yılında üye olmasına rağmen ILO tarafından kabul edilmiş sözleşmelerin neredeyse üçte ikisine henüz taraf değildir. Çalışma hayatına yönelik toplam 189 ILO sözleşmesinden 30 tanesi zamanla yürürlükten kaldırılmıştır. Türkiye yürürlükte olan 159 sözleşmeden yalnız 59 tanesini onaylamıştır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ILO tarafından hazırlanmış olan sözleşmelerin en önemlilerinden 155 No’lu İş Sağlığı ve Güvenliği ve Çalışma Ortamına İlişkin Sözleşme ile 161 Sayılı Sağlık Hizmetlerine İlişkin Sözleşme ise ancak 2004 yılında onaylanmıştır. 187 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi de 2013 yılında onaylanmıştır. Türkiye’nin, temel bir insan hakkı olan işçi sağlığı ve iş güvenliği hakkı kapsamında gelişme gösterilebilmesi adına ILO’nun geri kalan sözleşmelerini de onaylaması gerekmektedir.

Nitekim ILO Anayasası uyarınca da ‘’ Herhangi bir ülkenin, emeğin insani koşullarını benimsememesi, kendi ülkelerindeki durumu iyileştirme isteğinde olan diğer ülkeler için bir engel teşkil edecektir.’’ Bu kapsamda ILO tarafından düzenlenen sözleşmelerin onaylanması ve gereği şekilde somut duruma tatbik edilmesi de ülkemizdeki sosyal güvenlik standartlarını aynı oranda yukarılara taşıyacaktır.

Neticede; ILO tarafından 2021 yılı için seçilen ’’Krizleri öngörün, hazırlanın ve bunlara müdahale edin – Dayanıklı İş Sağlığı ve Güvenliği sistemlerine yatırım yapın’’ şeklindeki tema, Türkiye’nin İş Sağlığı ve Güvenliği karnesi özelinde oldukça önem arz etmektedir. Zira bugün gelinen noktada, iş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin istatistikler Türkiye nezdinde işçi sağlığı açısından mevcut vahim durumu çarpıcı biçimde gözler önüne sermektedir. Şöyle ki;

SGK istatistikleri uyarınca, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 2012 yılından bu yana toplamda 2.229.220 iş kazası gerçekleşmiştir. Bu kazalardan 10.715 tanesi ölümlü iş kazası olarak da kayıtlara geçmiştir.

2019 yılına gelindiğinde ise istatistikler, Türkiye’de toplamda 422.837 adet iş kazası gerçekleştiğini, bunlardan da 1.149 adedinin ölümlü iş kazası olduğunu ve 1091 işçinin de meslek hastalığına yakalandığını göstermektedir.

Söz konusu istatistikler yıllara göre incelendiğinde ise, İş Sağlığı ve Güvenliği özelindeki tavsiye, uygulama ve denetimlere ilişkin yürürlüğe konulan kanun sonrasında da her yıl iş kazası ve meslek hastalığı geçiren işçilerin sayısının katlanarak yükseldiği görülmekte ve ILO tarafından da iş kazası ve meslek hastalıklarının neden ‘’gizli salgın’’ olarak nitelendirildiği net bir şekilde anlaşılabilmektedir.

Covid-19 pandemisi döneminde ise, kapanan iş yerleri ile hastalığa yakalanan ve hayatını kaybeden işçilerin sayısı, bu kapsamda bir krizle karşı karşıya kalındığında ülkemizdeki İş Sağlığı ve Güvenliği önlemlerinin ne denli zayıf kaldığını bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

Zira içinde bulunduğumuz pandemiye ilişkin olarak ILO Ankara Ofisi tarafından yapılan bir araştırmada, ikinci dönem önlemleri sonrası Aralık 2021’de 2.3 milyon iş kaybına uğradığı tahmin edilmektedir. Pandemi gibi öngörülemeyen küresel çapta bir krizin, kişilerin sosyal güvenlik hakları ve ekonomi bakımından ne denkli yıkıcı sonuçlar doğurabileceği somut veriler ile de ortaya konulmaktadır. Ancak pandeminin önlenemezliği ve zaman içerisinde doğuracağı sonuçlar ile de uzun bir süre her türlü sosyal düzlemde mücadele edileceği açıktır.

Bu bakımdan ILO tarafından 2021 yılı için seçilen tema, gerek ülkemiz sosyal güvenlik standartları gerekse de ekonomik kalkınma bakımından olumlu yönde ilerleyebilmek adına atılacak adımlara ilişkin yol gösterici niteliktedir. Gerek resmi makamlar gerekse de iş yerleri tarafından işbu tema ışığında yapılacak çalışmaların, ülkemiz çalışma ve sosyal hayatında önemli ölçüde yüksek refah seviyelerine ulaşılmasını sağlayacağı aşikardır.

 

*Yavuz&Uyanık&Akalın Hukuk Bürosu, Avukat

Bültenimize abone olun!

Haber ve yayınlarımız hakkında güncel kalmak için e-posta adresinizi bırakınız.